Anasayfa
   Arama
   Yazarlar
Aydın Ayaydın
Barbaros Devecioğlu
Bülent Korman
Dilek Önder
Donatella Piatti
Dr. Uygar Özesmi
Dr. Ümit Yazman
Dr. Yasemin Bradley
Elif Ergu
Engin Akın
Gani Müjde
Güncel
Handan Güçyılmaz Günay
İclal Aydın
İclal Aydın
Kemal Yıldırım
Leyla Umar
Mehmet Tezkan
Mete Tansu
Mutlu Tönbekici
Müge İplikçi
Okay Gönensin
Ömer Özgüner
Prof. Dr. Mehmet Ömür
Reha Muhtar
Sanem Altan
Selahattin Duman
Teoman Hünal




 
 
Topraktan, baldan, ilikten ve gözyaşından yapılan boyalarla sıra dışı resimler


Mutlu Tönbekici
Bugünlerde İstanbul’un her tarafında bir serginin dev afişleri asılı: “Yüksel Arslan Retrospektifi.” Yüksel Arslan’ın “artür” ismini verdiği eserleri için her şey aynı anda söylenebilir: Çarpıcı, şoke edici, tüyler ürpertici, kışkırtıcı, esprili, dalgacı, koca bir insanlık tarihi, iç kaldırıcı, bunaltıcı, kör güzün parmağına anlatımcı, gamlı, takıntılı, çıfıt çarşısı, bir dahinin eserleri, bir kaçığın eserleri, mağara resimleri, eski zaman resimli doğa tarihi ansiklopedisi, anatomi atlası, portreler geçidi, modern Karagöz resimleri, grafiti, penis çeşitlemeleri, zihinsel yeraltının arkeolojisi, minyatür, tuhaf rüyalar alemi, aklın karanlık tarafı.

Her bir resme saatlerce bakıp detaylarda kaybolmak da mümkün, “daha fazla dayanamayacağım” deyip sergi salonunu terk etmek de. Serginin düzenleyicisi Levent Yılmaz müthiş bir iş çıkarmış. Santralİstanbul binasının üç katını kaplayan sergi, Yüksel Arslan’ın

60 yılı geçen sanat hayatının tüm fazlarını da gösteriyor. Üstelik en güzeli: Kendi cümleleriyle. Nerede nasıl başlamış, nasıl yurt dışına gidebilmiş, kimlerle tanışmış, kimler hayatına girmiş, yaşadığı aşklar, acılar, sıkıntılar, mutluluklar, okudukları, dinledikleri, yediği içtiği ve bağımlısı olduğu her şey kendi ağzından. Koca bir hayatın kağıda geçmiş hali. Etkilenmemek mümkün değil. Daha çok isteyenler için Arslan’la yapılmış bir röportaj videosu da gösteriliyor. Hatta yeterince şanslıysanız kendisiyle bile tanışmanız mümkün.

Kendi malzemesini kendi yapıyor

Yüksel Arslan’ın en çarpıcı tarafı kendi malzemesini kendisini yapması. 22 yaşına kadar satın aldığı boyalarla resim yapıyor. 22 yaşında ilk sergisini açıyor. Galerinin sahibi ve Türk sanat tarihi meşhur figürlerinden olan Adalet Cimcoz elinde çıngırakla tanesini 50 liradan hepsini satıyor. Cebine 800 lira giren Yüksel Arslan, hemen Haşet Kitapevi’ne gidip “Modern Sanatın 40.000 yılı” kitabını alıyor. Tarih öncesi çağlara büyük ilgisi olan Arslan orada malzemesini keşfediyor: Toprak, bal, yumurta akı, yağ, kemik iliği, sidik, kömür... O güne kadar bildiğimiz boyalarla yaptığı resimlerin hepsini yok ediyor. Kendi boyasını imal ediyor. Bir daha da hiç yapay boya kullanmıyor.

Eserlerine isim yerine numara veriyor

Yüksel Arslan eserlerine resim demiyor, “artür” (arture) diyor. Sanat anlamına gelen “art” ile resim manasına gelen “pentür” (penture) kelimelerinin birleşimi. Artürlerine isim de vermiyor. Numara veriyor. Bugüne kadar 655 tane artür yapmış. Yılda en fazla 15 adet artür yapıyor. Zira vaktinin çoğunu okumak alıyor. Nietzsche, Marx, Gide, Sade okuduğu ve etkilendiği yazarlar. Hayatının altı yılını “Das Kapital”i okuyup resimlemeye veriyor. Das Kapital serisinin en bilinen artürü (“dev el”) 11. İstanbul Bienali kapsamında Karaköy Antrepo 3’de sergileniyor.

Yazar Yüksel Arslan Türkiye’ye 42 yıl sonra geldi

Kastamonu Daday’dan göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak 1933’te Eyüp’te doğan, babası yine Haliç kıyısında bir kontrplak fabrikasında çalışan, İstanbul Erkek Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi’nde Sanat Tarihi okuyup 1961 yılında Paris’e giden; 1967’den beri de bir daha memlekete hiç gelmeyen dünyaca ünlü bir ressamımız.

Doğup büyüdüğü Eyüp semtine, tam 40 yıl sonra ironik ve tesadüfi bir şekilde dev bir sergiyle döndü. Eyüp sınırlarındaki Bilgi Üniversitesi Silahtarağa Kampüsü içindeki Santralİstanbul’da neredeyse tüm hayatını kapsayan olağanüstü bir sergi. 40 yıldır neden Türkiye’ye hiç gelmediği sorulduğunda çok basit bir yanıt veriyor: “Çalışıyordum.”

1961 yılında gittiği Paris’te türlü sıkıntılara rağmen hayli başarılı olan Arslan altı yıl aradan sonra 1967 yılında İstanbul ve Ankara’da da sergi açar. Ankara’daki sergi “müstehcen” olduğu iddiasıyla savcı tarafından daha 2’nci gününde toplatılır. Davası 8 ay sürer.

Kendi tekniğini keşfettikten sonra bir daha asla suni boyalara el sürmez. Etkilendiği yazarlar, etkilendiği besteciler, romanlar, anılar, incelemeler, felsefe kitaplarını kendi süzgecinden geçirip resmediyor. Sanat hayatı belli başlı dönemlere ayrılıyor. “Phallizm” adını verdiği döneminde artürlerinde neredeyse her şeyi erkek cinsel organı olarak görüyoruz.

1960’da Nietzsche dönemi başlıyor

1960 Nietzsche, 1967 ise Marx dönemi... Altı yıl boyunca Marx’ın ve Marx hakkında yazılmış neredeyde bütün kitapları okuyor ve 50’yi yakın artür yapıyor. Kapital serisi büyük başarı kazanıyor. Ödüller kazanıyor, resimlerinden yola çıkılarak tiyatro oyunları yapılıyor. 1980’den sonra “Sanatçılar, şairler, düşünürler, yazarlar, müzisyenler” dönemi başlıyor. 1984’ten sonra çocukluğuna döner ve kendine ve kendisiyle özdeşleştirdiği yazarlara dair artürler yapıyor.

1986-2000 arasında “İnsan” dizisine başlar. İnsana dair en çok sinir hastalıkları ilgisini çeker. Şizofren resimleri başlıyor.

2000 yılından sonra tekrar okumalarına dönüyor ve “Yeni Etkiler” dönemi başlıyor.

‘Arture’ nasıl yapılır kendi ağzından tarifi

“Elinizdeki toprak boya stokunuzdan (tercihan sarı renkten) iki çorba kaşığı alın, iyice incelene kadar öğütün. Küçük bir tencereye 40/50 gram tereyağı, yarım kaşık bal, üç kahve kaşığı şeker, bir çay kaşığı tuz koyun, üzerine 4 gram sabun rendeleyin ve on damla kadar tütün suyu ekleyin. Sonra tencerenin içine işeyin. (1/10 litre kadar) Son olarak tencerenizi ateşe koyun. Kaynamaya yüz tuttuğunda daha önce hazırladığınız iki kaşık toprak boyayı ekleyin, ağdalı sıvıyı bir çatalla karıştırarak 3-4 dakika kaynatmaya bırakın. Biraz soğumaya bırakın ve içine beş yumurta akı ekleyerek 3-4 dakika çırpın. Tencerenin içindekileri büyük bir kağıt üzerine boşaltın, sıvıyı bir fırça yardımıyla kağıdın tüm yüzeyine yayın ve on saat kurumaya bırakın. Ertesi gün kağıdınız çok daha zor ve tehlikeli olan ikinci safha için hazırdır.”


11.10.2009
 
 OKUYUCU YORUMLARI  Yorum Yapmak İçin Tıklayınız 

Yazarın Eski Yazıları

 Nedir bu baraj ne bu patırtı? (12.07.2009)
 Bodrum komple hırsıza mı teslim oldu? (05.07.2009)
 Otel banyolarında neden düşülür? (21.06.2009)
 Düğün ve balayı zamanı geldi (31.05.2009)
 Dünyanın üç bir yerinden lezzetler, zevkler, heyecanlar (24.05.2009)
 “Küçük Oteller” cadıları iş başında (03.05.2009)
 Haydi köyümüze dönelim! (26.04.2009)
 Düşündüğünüzden daha eğlenceli (12.04.2009)
 Çıkısssssssss... Fırça yok, fırça yok! (05.04.2009)
 Öldüren klişe: Bilmem neredeki eviniz (29.03.2009)
 Küçük mü Butik mi? (22.03.2009)
 Uçak sahibi olmak nasıl bir şeydir? (22.03.2009)
 Nereye gidilir? (15.03.2009)
 Aynı noktadan yola çıkmış iki kadının birbirine benzemez hikâyesi (01.03.2009)
 İki günde Carlos Sainz olmazsam şerefsizim! (22.02.2009)
 Basenlerindeki yağlar Akdeniz kadının şansıdır! (08.02.2009)
 Obama’nın sırrı mavi kravat mı? (01.02.2009)
 Sadece kurşunu yiyen değil, atan da ’ölür’ (25.01.2009)
 Medya kadınlardan özür diliyor! (18.01.2009)
 

 

Gazetevatan.com Portalları bizeulasin@gazetevatan.com | Vatan Fax: 0212 354 26 56
-Ünlü Ansiklopedisi
-Top 100
-Foto Galeri
-Video
-Hava Durumu
-Yol Durumu
-Mailbox
-Otostop
-Sinema
-Astroloji
-Oyun Parkı
-Bulmaca
-EmlakVatan
-Vatan Enuygun
-Vatan Eğitim
-Tekno Park
-Net Tribün
-Vatan İddaa
-Şöhret Avcısı
-Oto Avcısı
-Neydim Ne Oldum
-Tipin miyim?
-Şirin miyim?
-Yarışsana
-Blog
-Son Dakika
-Gündem
-Siyaset
-Dünya
-Ekonomi
-Yaşam
-Spor
-Magazin
-Medya
-Yazarlar
-Foto Belgesel
-Garip ama gerçek
-Sağlık
-Teknoloji
-Konut&Emlak
-Otomobil
-Karikatür
-Finans
-Bugünkü Vatan
-Tüm manşetler
-Yazarlar
-Şehir Rehberi
-Bizim Kahve
-Pazar Vatan
-Vatan Kitap
-Promosyon
-Künye
-Fortune
-Madame Figaro
-inStyle
-Boxer
-inStyle Home