| |
Ecevit’in sahte demeci |
Kıbrıs ve Türk-Yunan geriliminin sıcak günleri devam ederken Çetin
Özbayrak’ın verdiği görevle, Ecevit’in sözlerinden hazırladığım
demeç korku dolu günler yaşamama neden oldu
Okay Gönensin
|
Gazeteciliğe başladığım günlerde gündemin birinci konusu Kıbrıs’tı. Savaşın üzerinden yaklaşık bir yıl geçmişti, ama hep aynı şeyler tekrarlandığı için herkes, özellikle deneyimli gazeteci ağabeyler bu meseleden çoktan bıkmıştı. Karasuları... Serbest sular... Avlanma alanları... Kayalıkların durumu... Ana karanın ve adaların kıta sahanlıkları... Bir sürü teknik mesele içinde boğulanlar için benim gibi meraklı bir gencin Cumhuriyet dış haberler servisinde çalışmaya başlaması kurtuluş olmuştu ve bu işlerin hepsi bana devredilmişti. Hasan Cemal de Kıbrıs ile ilgiliydi, ama o daha çok yazı işlerinde çalıştığı için Kıbrıs meselesinin bütün girdisini çıktısını izlemek bana kalmıştı. Başta tabii bütün bunları öğrenmek, haritalar üzerinde düşünmek zevkliydi, ama bir süre sonra bıkmamak da mümkün değildi. Kıbrıs ve Türk-Yunan geriliminin sıcak günleri devam ederken bir gün Çetin Ağabey (Özbayrak) çağırdı. Verdiği görev aklımdan da hayalimden de geçebilecek bir şey değildi. O günlerde Atina’dan bir gazeteci gelmişti. Bu gazeteci Cumhuriyet için Atina’da daha çok spor muhabirliği yapıyor ve aslen bir Atina gazetesinde çalışıyordu. Türkiye’ye gönderilirken gazetesinin yöneticilerine Başbakan Bülent Ecevit’ten özel demeç alacağına dair garanti vermişti. Garantiyi verirken de Cumhuriyet’in Ecevit ile ilişkilerinin iyi olmasına güvenmişti. Ama siyasi ortam Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın bir Yunan gazetesine özel demeç vermesine imkân sağlayacak kadar yumuşamış değildi. İşte bizim meslektaş bu yüzden panik içindeydi, yana yakıla Atina’ya döndüğünde gazetesinden kovulacağını söylüyordu. Ama Çetin Ağabey çözümü bulmuş, beni de o yüzden çağırmıştı. Kimse duymadan söyledi: “Git boş bir odaya kapan, Ecevit’in son beyanatlarını topla, araya makul sorular koyarak bunlardan yeni bir demeç oluştur...” O anda soru soramamış ama bu icraatın nedenini de hemen anlamıştım, küçük bir itiraz sesi çıkarmaya kalktım, fakat Çetin Ağabey “Git hemen yap” deyince çaresiz işe koyuldum. Ecevit’in son birkaç hafta içinde Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili bütün söylediklerini çıkardım, kesip biçtim, içeriğini hiç bozmadan yeni bir demeç haline getirdim. Çetin Ağabey’e götürdüm. Baktı, “Tamam” dedi ve Yunan meslektaşımıza verdi. Birkaç gün uyuyamadım. Gerçi sahte demecin içeriğinde Ecevit’in itiraz edebileceği hiçbir şey yoktu ama yine de korkmaktan kendimi alamıyordum. Acaba tutuklanır mıyım, diye düşünüyordum. O zamanlar bugünkü gibi dünyayı anında izleme imkânı olmadığı için Atina’da ne olduğunu bilemiyordum. Birkaç gün sonra vahim haber Anadolu Ajansı’ndan düştü! Başbakan Ecevit, bir Yunan gazetesine verdiği demeçte şöyle böyle demişti... İşte o zaman iyiden iyiye korktum. Ecevit “Ben böyle bir demeç vermedim” diyecek, olay araştırılacak ve fail yani ben bulunacaktım... Bütün gece bu korkuyla yaşadım. Ne Çetin Ağabey’e ne başka bir kimseye bir şey söyleyebiliyordum. Ertesi günse benim için kelimenin tam anlamıyla korkunç bir gündü. Bütün Türk gazeteleri Anadolu Ajansı’nın haberine dayanarak “Ecevit filanca Yunan gazetesine verdiği özel demeçte...” diye başlayan haberler kullanmıştı. Oturmuş, de ki hapisten kurtuldun, ama gazetecilik hayatın daha birinci yılı tamamlamadan bitti diye kara kara düşünüyordum. Sonra? Sonra Ecevit demeci yalanlamadı ve hiçbir şey olmadı. Gazetecilik hayatım da bitmedi, ama ben yine de “neme lazım” deyip epey bir zaman bu olayı kimselere anlatmadım. |
19.04.2009
|
| |
|
|
|
|
Yazarın Eski Yazıları
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |