
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
| |
Çok yakışıklı değilsiniz, bu açığınızı mizah gücüyle mi kapattınız? |
Son zamanlarda benimle bozduğu, daha doğrusu yazılarımdan üzerine vazife çıkardığı için gidip konuşayım dedim
Dilek Önder
|
DİLEK ÖNDER
Çok yakışıklı değilsiniz, bu açığınızı mizah gücüyle mi kapattınız?
SELAHATTİN DUMAN
Sözleriniz yıkım oldu oysa ben birinciliği fiziğime veriyordum!
Her şey Selahattin Duman’ın 13.10. 2006 tarihinde yayınlanan “Yok mudur kurtaracak?” başlıklı köşe yazısıyla başladı. Duman bu yazıda, köşesinde sürekli erkekleri eleştiren Dilek Önder’i “potansiyel erkek düşmanı” ilan ediyordu. Bir diğer yazında ise “Köşe yazarı Bayan Dilek Önder’e erkeklere sürekli saldırması talimatını kim verdi?” isyanıyla yetkililere sesleniyordu! Bay Duman’ın ‘saldırılarına’ daha fazla dayanamayan Önder, soluğu Bodrum’da Duman’ın evinde aldı. Ve işte
ne olduysa bundan sonra oldu!..
Son zamanlarda benimle bozduğu, daha doğrusu yazılarımdan üzerine vazife çıkardığı için gidip konuşayım dedim. Ne diyor? Ne istiyor? Kadınlar hakkında neler düşünüyor? Hazırlıklı ama biraz da gergindi. Her an erkeklerle ilgili ters bir şey söylememi bekler gibi... Bir laf söylesem hemen cevabını yapıştıracak yani... İlk düş kırıklığım onun bilmediğim bir tarafını keşfetmek oldu. Meğer o da sıkı bir National Geographic’çiymiş. Daha da beteri; üstelik bir de çevreci... Bu yüzden onu anlatmak için doğadan örnek vermek isterim. O her ne kadar kendisini fok balığına veya kırma sokak köpeğine benzetse de ben huyunu suyunu bildiğim birine yakıştırmayı yeğlerim... Hani kediler, bulunduğu ortamdaki her hareketi, kendisine yapılacak bir suikast olarak algılarlar ya... İşte aynen öyle... Hani ilk defa gördüklerine yavaş yavaş yaklaşırlar, yerden yerden, sonra patilerini aniden ona atıp çekerler ya, bakalım ne yapacak diye... İşte aynen öyle... Biraz da, “Ben senin bildiğin erkeklerden değilim. Üstelik de kodum mu oturturum” havasında... Oysa konuştukça aynı yere doğru gidiyoruz. Hatta eğleniyoruz...
ÖNDER: Neden son zamanlarda yazılarınızda benden bahsedip duruyorsunuz?
DUMAN: Yazılarımda tarif ettiğim bir yiğitlik kavramı var. Yiğitlik kavramı, maçoluğun kravat takmış hali. Bu yiğidin de bir kalesi var. Bütün kale gitmiş bir tek burç kalmış. Ben ve benim gibi yiğitler de bu burcu teslim etmemek için mücadele ediyoruz sanal ortamda. Bu yüzden de kadınlara akıl veren, fikir veren, kadınların gözünü açan her şey bizim doğal potansiyel hedefimiz haline geliyor. Baktım ki yazılarında kadınlar için erken uyarıcılar kullanıyorsun...
ÖNDER: Ne erkeni? Geç bile kalınmış...
DUMAN: Benim için erken. Böyle şeylere 100 sene sonra ihtiyaç olabilir diye düşünüyorum. Ben öldükten sonra istediğini uyandır. Seninle hesaplaşmak için küçük bir parantez açtım, o kadar. Daha mermi sallamadık birbirimize.
ÖNDER: Mermiyi boş verin. Söylesenize, kadınları en fazla komik erkeklerin etkilediğinden bahsedilir. Siz de bunun faizini aldınız mı?
ÖNDER: Bu bir şehir efsanesidir. Sıralama yaparsak Türkiye’de hem en geniş kitleye ulaşan hem de her kızın üzerinde çok derin etkisi olan komedide birinciliği Cem Yılmaz’a veririm. Ama Cem Yılmaz bu konuda adeta bir çölde yaşıyor.
ÖNDER: Hiç de öyle görünmüyor.
DUMAN: Magazin gazetelerine bakarsan öyle. Ben seni alır yemeğe götürürüm, benim de hakkımda öyle şeyler çıkar. İşin aslı bir yemektir. Bunu sen bilirsin, ben bilirim. Kadınlar madem bizi beğeniyorlar, nerede bu kadınlar?
ÖNDER: Bana yemek mi teklif ediyorsunuz?
DUMAN: Sizin gibi hoş bir hanımefendiye yemek teklif etmemek zaten salaklık olur.
ÖNDER: Çok naziksiniz! Bu işler komiklikle olmaz diyorsunuz ama sizin de çok yakışıklı olduğunuz söylenemez. Mizah gücünüzle bu açığınızı kapattığınız olmuyor mu?
DUMAN: Kadınlar konusunda sıkıntı yaşamadım çok şükür. Nasıl kapattım açıklarımı bilmiyorum ama bu söylediğiniz benim için yıkım oldu.
ÖNDER: Hangisi?
DUMAN: Ben birinciliği fiziğime veriyordum! Aynaya baktığım zaman kendimi yakışıklı bulan, tahrik olan bir adamımdır... O kadar yakışıklı bulurum kendimi. Demek ki işin aslı başkaymış!
ÖNDER: Kadını mizah nereye kadar etkiler?
DUMAN: Nereye kadar etkilediğini değil ama nereye kadar etkilenmediğini bilirim.
ÖNDER: Nereye kadar?
DUMAN: Kadın sana gülerken yan masadaki bir yakışıklıya bakıyor olabilir. Kahkahaları da, senin söylediğine değil, onu etkilemek için atıyor olabilir. Hangisinin doğru olduğunu bilemezsin.
ÖNDER: “Komikliğin faydası yok” diyorsunuz. Zararı var mı? “Bu adamın da güldürmekten başka bir numarası yok” deyip çekip giden oldu mu?
DUMAN: Bizde, meyve yiyen yarasalarda olduğu gibi 600 metreden etkili sonarlar vardır. Akıllı erkekler sonarlarını çalıştırırlar. Nereden sonuç alınacağını bilirler. Faydasız birine gidip mesai yapıyorsan tabii ki geri döner.
KADINLAR HAYATIN MERKEZİNE KENDİLERİNİ KOYUYORLAR
ÖNDER: Bu konuyu biraz açalım.
DUMAN: Yani anlarsın. Karşılıklı elektriklenme olur. Bu elektrik idaresinden saat bağlatmak gibi değildir. Başka türlü bir elektrik alırsın onun karşılığını verirsin. Elektriği aldığın andan itibaren bir karar var demektir. Onun dışında kadınları güldüreyim de benimle yatsınlar olmaz yani...
ÖNDER: Size göre kadınlar kaça ayrılır?
DUMAN: Yeryüzünde kaç tane kadın varsa o kadar. Bunlar bölünerek de çoğalabilir. Çünkü asla bir homojenlik göstermezler.
ÖNDER: Nasıl yani?
DUMAN: Atıyorum, çok ağırbaşlı gördüğün bir kadının dümbelek çalan bir ortamda kalkıp şıkıdım şıkıdım oynadığını görüp şoka girersin. Veya çok şıkıdım bir kadın, bakarsın evlenir, kafasını örter ya da bambaşka bir yola gider.
ÖNDER: Siz de kadınları çözemeyenlerdensiniz...
DUMAN: Hayır, anlayabilenlerdenim. Bugüne kadar erkekle kadın farkı konusunda öğrendiğim bir şey var; kadın eğlenmeyi, hayatın tadını çıkarmayı daha çok seviyor. Dünyayı, vatanı, çevreyi kurtarmak gibi meseleler kadın için tali. Hayatı değerlendirirken kendinden başlıyor. Hayatın merkezine doğrudan kendisini koyuyor.
ÖNDER: Ben de erkekleri öyle sanıyordum.
DUMAN: Erkekte bu, narsistlerde ve egosantriklerde görülen bir şey. Ama narsist ve egosantrik olmadıkları halde en mütevazı kadın bile bir şeyin merkezidir. Ailenin ya da çocukların...
ÖNDER: Peki erkekler kaça ayrılır?
DUMAN: Erkeklerde, kadınlar kadar hormon gücü, fiziki zenginlik yoktur. Kas gücü vardır. Çok naif görünen kadınlar, hayat önünde erkeklerden daha dayanıklı çıkıyorlar. Kadınlar içkiye dayanamaz denir. Doğru. Vücudunun yağ oranı daha yüksek olduğu için daha çabuk sarhoş olur ama erkekten daha uzun yaşarlar. Erkekler için bu çıldırtıcı bir durumdur. Beraber olduğu kadının kendisinden daha fazla yaşayacağını bilmek ve yaşarken de ne yapacağını bilememek kötü bir şeydir.
ÖNDER:Size ne? Siz ölünce ne yaparsa yapsın...
DUMAN: Kadının başka bir erkekle olma ihtimalinden bahsetmiyorum. Onun hayattan zevk alma ihtimaline hasetimi dile getiriyorum.
ÖNDER: Erkeklerden bahsediyorduk...
DUMAN: Erkekler daha basit. Bizi destekleyen tek hormon var o da testosteron. Ne yaptığı belli. Boğalık ve tosunluktan öküzlüğe kadar giden bir süreçtir.
ÖNDER: Öküzleri biliyoruz da, bu süreçten bahsedelim mi biraz?
DUMAN: Her insan fizyolojik olarak bir hayvana benzer. Mesela ben neye benzerim?
ÖNDER: Neye?
DUMAN: Ben fok balığına, deniz aslanına, kırma sokak köpeğine benzerim.
ÖNDER: Karakter olarak mı?
DUMAN: Hayır, fiziki olarak. Her insanın bedeni bir hayvandan esinlenmiş gibidir. Dikkat edin, kimi deveye, kimi fareye kimi zürafaya benzer ama nüfus kağıdı vardır.
ÖNDER: Erkekleri hal ve davranış olarak hayvanlara benzetecek olursak...
DUMAN: E, zaten siz onu gayet başarılı yapıyorsunuz. Ayıdan başlıyorsunuz. Halbuki biri beni ayıya benzetse memnun olurum. Çünkü ayı karada yaşayan hayvanların en zekisidir. Alet kullanabilen bir hayvandır. Hantaldır, biraz sevimsizdir ama zeki bir hayvandır. Ağzının tadını bilir.
ÖNDER: “Öküzlerin” ne gibi özellikleri vardır?
DUMAN: Öküzden önce, her erkeğin bir tosunluk dönemi vardır. Tosunluk, erkek sığırın üç yaşa kadar halidir. Boğanın küçüğüdür.
ÖNDER: Ne yapar bu tosunlar?
DUMAN: Artık bedeni gelişir, yetişkin bir hale gelir, cinsel arzuları uyanır. İneklere başka türlü bakmaya başlar. Tahriklenir. Neşelidir, hareketlidir. Kabadayıdır. Hiçbir şeyden çekinmez. Sonra büyür, boğa olur. Boğalık dönemi de geçer.
ÖNDER: Boğalık dönemini geçmeyelim hemen.
DUMAN: Boğa dölleyendir. 4-5 yaşından sonra sapıtır. Canı sürekli inek ister. Mal sahibine, “Bu bana karı bulmuyor” gözüyle bakar. Acısını ona buna tos atarak alır.
ÖNDER: İnsanın hangi yaşlarına tekabül eder bu?
DUMAN: 25-30’lu yaşlar. Sahibi başa çıkamaz hale geldiğinde radikal bir karar verir. Boğayı öküz yaparlar. Yani cinselliğini bitirirler. Öküz olunca, o sakinleşir. Ne verirsen yer, ne iş olsa yapar. Bu böyle ölene kadar devam eder. Eti de bir işe yaramaz, kartlaşır falan.
ERKEK KARTLAŞTIĞI VE İŞE YARAMADIĞINDA EVLENİYOR
ÖNDER: İnsanlarda?
DUMAN: İnsanlarda bu duruma geldiği zaman evlendiriyorlar erkeği.
ÖNDER: Yoksa evlendikten sonra mı öküzleşiyor bu erkekler?
DUMAN: Hayır. Evlilik töreni bu işin ritüeli. Tek eşli boğa olmaz. Tek eşli hale getirmek, insanı çifte koşmak gibidir. Çifte koştuğun zaman artık bir erkek öküzlüğünü bilir. Hayatı aynı tevekkülle kabul eder ve tek düze hayatı yaşar. Tarlaya koşmuşsan oraya gider, bostana koşmuşsan oraya gider. Yanına bağlanan öküzle geyik yapa yapa gider, gelir. O yüzden gamsızdır, duyarsızdır. Dedim ya, öküzün gamsızı kasabın bıçağını yalar.
ÖNDER:Bu öküzlerin şimdi bir de viagrası var...
DUMAN: Bir fıkra vardır; 90 yaşındaki bir adamı, akrabaları huzurevine yerleştirmişler. Ortam güzel, odalar güzel falan... Yetkililer, “Biz de şöyle sosyal hizmetler var, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz” falan diye huzurevini anlatırken “Yatarken de muhakkak erkek hastalara birer viagra veriyoruz” demişler. Akrabalar şaşırmış, “Nasıl, niye?” Cevap şu olmuş: “Yataktan düşmesin diye...” O yaşta erkeğe viagra bunun için lazım olur.
ÖNDER:Ama ortalık evden kaçan öküzlerle dolu!
DUMAN: Biz daha viagranın sosyal etkilerini çok da iyi hesaplamış bir toplum değiliz.
ÖNDER: Nasıl yani?
DUMAN: Bugüne kadar hiçbir erkek eczaneye gidip de, “Bana viagra lazım” diye istememiştir. Hep “Birisine lazım” diye satın alınmıştır. Viagrayı alıp telef olan erkeklerin sayısı belli değil. Birkaç ünlüyü kamuoyu biliyor. Onlar öyle telef olup gitti. Meçhul kahramanlar da var. Viagrayı üreten firmanın meçhul bir yaşlı delikanlı heykeli yapması ve her sene ona bir çelenk koyması lazım.
KADINLAR SEÇİCİDİR, ERKEK SADECE NAMI YÜRÜSÜN İSTER
ÖNDER: Bir erkek, “o sırada ölmeyi” başka türlü ölümlere yeğler mi?
DUMAN: Yeğlenmez gibi geliyor. Atın ölümü arpadan olsun diyeceksin ama değil.
ÖNDER: Göze alanlar var ama...
DUMAN: Ben hiç kullanmadım. Yakın çevremde kullanan da yok. Uzak çevremden aldığım izlenimler ise çoğunun pişman olduğu yönünde.
ÖNDER: Niye?
DUMAN: Çünkü kontrol edilemeyen ve saatler süren bir ereksiyon herhalde ıstırap veriyordur diye düşünüyorum.
ÖNDER: Biz bunun erkeklere zevk verdiğini sanıyorduk...
DUMAN: Bir yere kadar iyi de, ıstırap verecek kadar olabiliyormuş.
ÖNDER: Evde yalnız başınayken almıyorlar ya bunu. Rus kızlarla falan...
DUMAN: Bir kere Rus kızlarla viagra alınmaz, teknik bilgileriniz yanlış.
ÖNDER: Niye?
DUMAN: Rus kızları tarifeye bağlıdır.
ÖNDER: E, verir parayı, sabaha kadar tutar. Sizin uzak tanıdıklarınız da, biraz cimriler herhalde...
DUMAN: Bilmiyorum yani. Benim izlenimime göre belli bir dönemden sonrası azap. Belgesel seyretmiyor musunuz? Köpek türündeki hayvanlarda ereksiyonun uzaması yüzünden organlar kilitleniyor ve hayvanlar çiftleşme anında birbirlerinden ayrılamıyorlar. Çünkü onun yatışmasını bekliyorlar. Viagra da böyle bir şey. Allah’tan kadın da bunu kilitleyecek bir mekanizması yok.
ÖNDER: Biraz da aşk meşk olaylarına girelim. Bu yaşa kadar aşktan ne anladınız?
DUMAN: Aşktan önce erkeğin kadını anlaması zaman ister. Bir erkek için tosunluk ve boğalık dönemlerinde kadınla ilişki kurmak yani yatağa girmek bir skordur. Erkekte seçicilik yoktur. Mümkün olduğu kadar spermini saçmak, namını yürütmek ister.
ÖNDER: Ben bunu yazınca da kızıyorsunuz.
DUMAN: Yok canım, yaz; bir şey demiyoruz. Ne sormuştun?
ÖNDER: Aşk çeşitlerini...
DUMAN: Aşkın bu kadar uzun süredir tartışılmasının nedeni tarifinin olmaması. Aşık Veysel’e sormuşlar, “Aşk nedir?” diye, “Erkek kadını görür, kavuşamazsa aşk olur” demiş.
ÖNDER: Farklı farklı aşklar var mıdır? Romantik, cinsel aşk falan...
DUMAN: Erkeğin aklı kadını gördüğü zaman seyirir. Soğukkanlı bir karar vermesi mümkün değildir. Yolda giden bir kadının kıçını görür tahriklenir. Statüsü önemli değildir. Ona bakar, buna bakar tahriklenir. Erkek için sürekli skor yapma eğilimi olduğundan aşk mı, tutku mu, istek mi, ayırması mümkün değildir. Kafası karışıktır. Eğer kadın evlenmek niyetindeyse onu alır, nikah masasına götürür. Erkek nasıl gittiğinin de, kiminle evlendiğinin de farkına varmaz. Ama kadın farkındadır. ÖNDER:Şimdilerde pek öyle değil ama... Sizce kadınlar erkeklerden ne ister?
DUMAN: Seçme şansı olan kadınların birinci olarak baktıkları şeyin güç olduğuna inanıyorum. Ne komiklik, ne bilmem ne... Şöhret, eğer güçle beraber varsa tabi... Kadının bilinçaltında güce tapıcılık var. Çok çirkin bir erkeğin, ki başıma geldi, belli bir güce, üne kavuştuktan sonra birden rağbet görür hale gelmesi ki başıma geldi, erkeği şaşırtır, ki başıma geldi.
ÖNDER: “Ne oluyor lan?” mı dediniz.
DUMAN: Erkek bir süre tatlı hayat geçirebiliyorsa daldan dala konar. “Evleneyim” diyorsa kiminle evlendiğini çoğu zaman fark etmeyebilir. “Aradığım kadını bulursam evleneceğim” diyen erkek teoride bunu söylüyordur.
YATAK DEDİĞİN BİRKAÇ SAAT TABİİ İŞİM ÇOK ACELEYSE!
ÖNDER: Peki çıtırlar mı, 40’lıklar mı?
DUMAN: Çıtırları tercih etmem. Utanırım. Kendime yakıştıramam onlarla düşüp kalkmayı. Yatak dediğin olay, gecenin birkaç saati. Günü paylaşmak için farklı şeylere bakarsın.
ÖNDER: Birkaç saat... İyisiniz yine..
DUMAN: Yani işim aceleyse tabii... Ben artık belgesel izliyorum. Hayvanların cinsel hayatına dair her şeyi biliyorum. Mesela kaplan kızışma döneminde günde 45 defa çiftleşiyor. Fakat her biri 5-6 saniye sürüyor.
ÖNDER: “Sevmek bir ömür sürer, sevişmek bir dakika” yani... Artık ayrılıyoruz. Hadi o ayrılmanın 54’ncü yolunu söyleyin de ...
DUMAN: Diyorsun ki, “Ben erkeğin kadından ayrılmak için uydurduğu 51’nci yalanı buldum. Ama sonuncu yalanı bulamazsın.
ÖNDER: Neymiş o?
DUMAN: Yani erkek kadından ayrılmak istediğini söyleyecek değil mi? Nasıl söyleyecek?
ÖNDER: Nasıl?
DUMAN: Hiçbir şey söylemez abiciğim. Kadını öper gibi yapar, kendine çeker, “tak” diye kafayı vurur. Kadın dağılır, erkek gider.
ÖNDER: Oldu... Benim derhal Ankara’ya dönmem lazım. Kendinize iyi bakın.
DUMAN Türünüz çoğaldı
Tuğçe Baran çaktırmadan aşağıdan yukardan didikliyor. Sen direkt, kafadan dalıyorsun. Meyhaneye içmek için değil de, gidip direkt kavga çıkarsam da katılsam diye bir mantık var sende. İclal Aydın, “Ya, yapmayın, etmeyin. Biz aslında iyi yaratıklarız. Böcek gibiyiz, çiçek gibiyiz...” diye mızmızlanıyor. Allah’tan Ruhat menzilini belli etmiş, böyle ufak işlerle uğraşmıyor. Yani ben Ruhat’tan Fransa’ya gidip “Ben Türk’üm, Ermeni soykırımı yoktur” diye kendini tutuklatmasını bekliyorum. Yemin ediyorum, böyle bir şey olursa, bütün mahpusluk süresince ona ben bakacağım. Ne cigarası eksik kalır, ne hediyesi.... Çayı kahvesi, devamlı servis... Sevgili Ruhat kardeşime söz veriyorum.
|
22.10.2006
Haber: Dilek Önder
|
| |
|
|
mehmet kanbur [Tüm Yorumları]
|
19.07.2009 12:45:02 |
ikinizi de severek okuyorum.Benim için neşeli bir kahvaltı gibisiniz.Ama birlikte çok daha zevkli olmuş tekrarını istiyorum Selahattin bey iade yi ziyaret yapsın.İyi ki varsınız |
|
|
|
|
Yazarın Eski Yazıları
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|
|