

|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Dünyanın üç bir yerinden lezzetler, zevkler, heyecanlar |  |
Bu hafta size dünyanın çeşitli yerlerinden tuhaf lezzetler, heyecanlı zevkler, delirtici dinlendirmeler sunmak istedim...
Mutlu Tönbekici
Biri memleketin en lüks oteli Bodrum Kempinski’deki spa merkezi, biri Moskova’nın ve muhtemelen de Rusya’nın en pahalı restoranın dekorasyonu, biri de İrlanda’nın en cins merakı tazı yarışları. Üç yere de gittim, üçünün de keyfini çıkardım. Meraklısını da bilgilendireyim istedim.
Barbaros Bay Kempinski’nin deli güzel spası
Hep küçük oteller, hep küçük oteller. Biraz da büyük otelin keyfini çıkartalım dedik ve Bodrum’daki Barbaros Bay Kempinski’ye gittik... Otel, Bodrum Yarımadası’nın Datça tarafına bakan güney kıyısında, tümüyle kendine ait bir koyun kenarında. Küçük otellere alışmış insanlar olarak önce biraz irkildik. Sonra içinde o deli büyük havuzu görüp, mimarın yumuşak çizgileri içinde kaybolup eridikçe lüksün kollarına kendimizi atmaktan alamadık. Otel güzel bir otel. Büyük ama basmıyor. Çok geniş, ferah mekanlar var. Zincir otel olmasının getirdiği bir standartlaşma elbette ki var. Yine de her köşede özgün bir detay yakalayabiliyor insan. Ortopedik, kuş tüyü, at kılı, kalın, yumuşak, ince gibi çeşitleri içeren yastık mönüsü gibi detaylar insanı hakikaten tavlıyor. Bünyede bulunan Uzakdoğu ve İtalyan restoranları da cidden başarılı. Ve tabii asla ama asla aksamayan, her daim güleryüzlü servis... Ah... Fakat en deli yeri spa merkezi. Şimdiye kadar gittiklerimin arasında en güzeli diyebilirim. Mesela şöyle imkanlar var: Çiftlere özel bir oda var. Oda demek az gelir, daire diyelim. Kubbeli ve manzaralı bölmesinde eşler (veya arkadaşlar) aynı anda masaj görebiliyor. Dahası, aynı bölme içinde bir yatak da var, masajdan sonra hiç esas odaya kadar gitmeye zahmet etmeden orada masaj, sonrası uykuyu da alabiliyorlar. Hemen yan tarafta dev bir banyo var. O kadar ki içinde buhar odası, sauna, basınçlı bilmem ne duşları falan da var. Koca daire bir iki saatliğine tamamen sizin. His: Cennette olabilir miyim? Cevap: Henüz değil. www.kempinski-bodrum.com
Moskova’nın en pahalı lokantası: Turandot
Şu meşhur komünist demir perde kornişlerinden sökülüp Rusya gidilebilir bir yer olduktan sonra, ilk gidenlerin en hayretle ve öfkeyle ettikleri laf hep şu olurdu: “Yemek yiyecek tek bir yer bulamadık.” Yemek yiyecek tek bir yer bulunmayan bir şehir şimdi lokanta ve kafe kaynıyor. Eurovision bahanesiyle gittiğimiz Moskova’da ilk akşam Turandot, ikinci akşam Puşkin Lokantası’nda yemek yedik. İkisi de aynı binanın içinde. İkisi için de günlerce öncesinden rezervasyon yapmak gerekiyor imiş. Turandot, Puccini’nin meşhur operasındaki peri masalından yola çıkılarak ve milyonlarca dolar harcanarak yeniden dekore edilmiş: Çin Prensesi Turandot’in sarayı. (Esas olarak 2. Katerina’nın sarayı imiş. Yıllarca kaderine terk edilmiş.) İlk etki: Aman tanrım! Bu altın kaplamalı süsler şimdi beni boğacak. Zira altın parıltısına bulanmamış tek bir nokta yok neredeyse. Versay Sarayı’nın içine bir Çin Sarayı kaçmış gibi bir şey. Tam 6 yıl uğraşmışlar bu etkiyi yaratabilmek için. Bu nedenle de Moskova’nın da en pahalı restoranı. Garsonlar da Puccini operasından ışınlanmış gibi. Kadınlar korseleri ve yere kadar uzun elbiseleriyle, erkekler dize kadar inen mavi beyaz uzun ceketleri ve altlarında beyaz taytlarıyla servis yapıyor. Bizim gittiğimiz gecede canlı müzik yoktu ama olduğu zaman Turandot operasından aryalar söyleyen müzisyenler de beyaz perukları ile full kostüm oluyorlarmış. Yemeklerin iyiliği konusunda ise tatlıya kadar karar veremedik. Kötü değillerdi, süslü püslü tabaklarda geliyorlardı ama böyle uçuran cinste de değillerdi. Fakat tatlı... Fakat o tatlı!!! Ki bir parça çikolata parfesi üzerinde kondurulmuş üç adet dondurmalı makarondan oluşuyordu... Hakikaten ölümcüldü. Grupta en tatlı sevmezlerin bile başını döndürdü. Fiyatlar kazık. Ama böyle bir dekorasyon ve tatlı bir arada zor bulunur. Tverskoy Bulvarı 26/5, Moscova, Rusya Tel: +7 (495) 739-00-11 http://www.turandotpalace.ru/
Dublin’deki bahisli tazı yarışları
İnsana önce tuhaf geliyor ama gidip yerinde izleyince bayağı keyifli bir şey. Bizim gibi konuyla hiç ilgisiz insanların bile ilgisini çekebiliyor. Hatta ilerleyen dakikalarda köpek yarışı tutkulusu haline getirebiliyor. Önce ortamı ve ritüeli anlatayım. Tazı yarışlarının yapıldığı stadyumdaki güzel restorandan yer ayırtıyorsunuz. Yarış başlamadan yarım saat, 45 dakika önce oraya gidiyor, hepsi stadyumu gören masalardan birine kuruluyorsunuz. Yemeklerinizi ve adet olduğu üzere İrlanda’nın meşhur ve lezzetli biralarını ısmarlıyorsunuz. Bu arada size dağıtılan yarış bültenlerini inceliyor, hangi tazı daha önce kaç kere yarışmış, kaç kere kazanmış bakıyor, işten anlıyorsanız elinizdeki bilgilere göre, anlamıyorsanız şansınıza güvenip köpek seçiyorsunuz. Yemeğin ortasındayken masaya güzel güzel kızlar geliyor, bahis oynayıp oynamayacağınızı soruyor, “Ne olacak yav, iki yüro” deyip paranızı veriyorsunuz, biletinizi alıyorsunuz ve işte ondan sonra olanlar oluyor... Her yarış 30 saniye mi ne sürüyor. Tazılar manyak bir süratte koşuyor. İlk yarıştan sonra “Ne olacak yav iki yürodan” diyenler başlıyor 10 Euro, 20 Euro yatırmaya. Hayatında ilk defa köpek yarışına gelenler bir bakıyorsun “Hadi oğlum, hadi kızım, hadi Rockybayım, hadi adını söyleyemediğim” diye bağır bağır yarış izliyor. Fakat detaylar çok mühim. İlla restorandan izlemek zorunda değilsiniz. Zaten esas büyük bahisler restoran dışında, hemen stadın yanında dizili bahisçilerde yapılıyor. Tipler geçen yüzyıldan kalma gibi. Küçük siyah tahtalarına tebeşirle hangi köpeğin bire kaç vereceğini yazıyor. Bahisleri takip etmek çok zor ama müptelaları ve onları yoldukları her hallerinden belli bahisçileri izlemek çok zevkli. Detaylı bilgi: http://www.igb.ie/
| |
24.05.2009
| | |
| |
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|
|