Anasayfa
   Arama
   Yazarlar
Aydın Ayaydın
Barbaros Devecioğlu
Bülent Korman
Dilek Önder
Donatella Piatti
Dr. Uygar Özesmi
Dr. Ümit Yazman
Dr. Yasemin Bradley
Elif Ergu
Engin Akın
Gani Müjde
Güncel
Handan Güçyılmaz Günay
İclal Aydın
İclal Aydın
Kemal Yıldırım
Leyla Umar
Mehmet Tezkan
Mete Tansu
Mutlu Tönbekici
Müge İplikçi
Okay Gönensin
Ömer Özgüner
Prof. Dr. Mehmet Ömür
Reha Muhtar
Sanem Altan
Selahattin Duman
Teoman Hünal




 
Dağılın domuz gribi geliyor


Müge İplikçi

Geldi, kapıda, bulundu, yakalandık, yakaladık” derken Türkiye’yi de sarıverdi domuz gribi. Artık üzerimize bir halsizlik çökmeye görsün hemen ruhumuza yürüyüveriyor o yenilmişlik duygusu. Dün bana da aynısı oldu. Eskiden üşüme, titremeyle baş gösteren ve işin aslı umurumda olmayan “kırıklık” haline hemen gerekli vizeyi verdim, kendimi karantinaya alıp melun domuz gribi hayallerine daldım. Yapayalnız bir hastane odasındaydım, pijamam ateşten gömlek, sadece hastanenin jeneratörünü duyuyordum (bu durumda elektrikler kesilmiş olmalıydı), odada sevdiklerimden gelen buruk çiçekler vardı, üzerlerinde güleryüzlü olmaya çalışan, gayretkeşliğimi sınayan mesajlar: Hadi anacım iyileşeceksin, yeneceksin o namussuzu, bir an önce aramıza dönmen dileğiyle, seni özlüyoruz vb... Bir iki saat kendimi yatak yorganla oyaladıktan sonra -ki kesinlikle kırıklığıma iyi gelmişti bu fasıl- güne devam etmek için toparlandım ve bu yazının başına oturdum. Tüm bu tuhaf hayallerin ya da karabasanın içinde gezinirken aklıma Susan Sontag düşmüştü bile. Ve sanırım tam zamanıydı!

Hastalığa karşı koymak mümkün

ABD’nin en önde gelen entelektüellerinden biri olan yazar Susan Sontag meme kanserine yakalanmış, uzun bir mücadele sonucu bu hastalığı yenmiş ancak daha sonra ne yazık ki kan kanserine yakalanarak hayata gözlerini yummuştu. Müthiş birikimi eşliğinde hastalığının izlediği süreci ve düşündürdüklerini aktardığı kitaplar yazdı Sontag. Ama bildiğimiz türden mesajlar vermedi! “Bir Metafor Olarak Hastalık” kitabında hastalığı “karanlığın yüzü” olarak tanımlarken, onu doğal bir süreç olarak algılamanın önemine değindi. Bunu yaparken de hastalıkların bir metafor, yani bir şeye başka bir isim, dolayısıyla farklı bir anlam yükleme alanı olarak bize sunulmasına karşı çıktı. Sontag’a göre hastalık bir metafor değildi ve onunla hesaplaşmanın en sahici yolu hastalığı bu katmanlı ve sisli anlamlar silsilesinden koparmaktı; çünkü ancak bu surette hastalığa karşı en yüksek dirençle karşı koymak mümkün olabilirdi! Peki hastalıklara yüklenen bu metaforik dilin amacı neydi; neye hizmet ediyordu?

Önlem almak yerine suçladılar

Farklı zamanlarda veba, cüzam, frengi, kanser, AIDS hastalıkların işaret ettiği bu anlama dikkat çeken Sontag, hastalığın hastalık olmaktan çıkartılıp toplumsal düzeydeki anlamlarına ve ahlaki kişilik özelliklerine indirgenmelerine değinmişti. Burada kullanılan dile son derece özen göstermek gerekiyordu. Ahlakı, normları, kuralları yeniden ve yeniden üreten o resmi dile. Hatırlayalım: Hükümetlerin yetersiz önlemler aldıklarını kabul etmek yerine AIDS’i sapkın bir eşcinsel hastalığı, frengiyi bir ırkla özdeşleştirmeleri -Nazi döneminde Yahudilere bu bile yapıldı- dolayısıyla ahlaki normlarla algılanabilecek bir metafor haline getirmeleri sizce ne ölçüde etikti? Ya verem? O incecik bir hastalıktı, neredeyse şiirdi. Ona duygusal insanlar kapılıp giderdi! Ah o dil! Bu dil aracılığıyla “Biz sadece tespit ederiz; suçumuz yok, biz masumuz” demekteydi iktidarlar. Dahası bu anlamı topluma neşretmekte, bunu onaylatmakta, gerekçelerini halkın gözünde de haklı hale getirmekteydiler. Böylece aklanma sağlanacak, hastalık -en azından siyasi iktidar bazında- çözülecek ve yola devam edilebilecekti.

Ne de olsa domuz işte

Türkiye’deki domuz gribi vakalarına baktığımızda da benzer bir üslubu seçiyoruz. Domuz gribine gökten küt diye aramıza düşmüş ve aşı pompalamasıyla derhal bertaraf edilebilecek bir zillet gözüyle bakılıyor. Medyaya yöneldiğimizde de aynı yansımayı görüyoruz: Romantik illetimiz domuz gribi! Sakının! Özellikle çocuklar ve hamileler... Uzaylı giysileri içinde otobüsleri ilaçlayanları görüyoruz, ciddi demeçler veren doktor ve politikacıları. Oysa bu noktaya gelene kadar ne türde aymazlıkların yaşandığını -ve elbette aşı sürecini de- hiçbirimiz bilmiyoruz. Sadece çıkan ateşimizin, kaslarımıza yürüyecek titremenin ve yakın temas gerektirmeyecek merhabaların sahibi olmamız isteniyor bizlerden. “Korunun” diyorlar. Ötesi mi? Ötesini hükümetler şıp diye çözer! Velhasıl domuz gribi ve biz: Yine Aziz Nesin’lik hallerimiz. Bu gribin ne olduğunu anlayamadan, ona yüklenen anlamlar bombardımanı eşliğinde bizi kıskıvrak yakalayacağı -ya da her an yakalamak üzere olduğu- sonuçlarından ödümüz patlıyor şu aralar. “Nihayetinde domuz işte; Batı’nın bir oyunu bu bize, daha ne bekleyebiliriz ki!” diyenine de rastlayabiliriz çok rahatlıkla... Titreyip duruyor ve bağışıklık sistemimizi ha babam güçlendirmeye çalışıyoruz. İyi de gerçekte kime karşı bu bağışıklık geliştirme halleri? Ah bir bilebilseydik...


31.10.2009
 
 
 OKUYUCU YORUMLARI  Yorum Yapmak İçin Tıklayınız 

Diğer Başıklar

 Pet shop’tan alınan köpeğimiz çok hasta çıktı  (15.11.2009)
 “Sadece kendi markalarımı kullanırım”  (15.11.2009)
 Sushi öyle yenmez böyle yenir  (15.11.2009)
 Bu atların bir çiftleşmesi 9 bin TL!  (15.11.2009)
 “Değişim Yılları”  (15.11.2009)
 Pozitif düşünce ve ruh haliyle baş etme  (15.11.2009)
 Türk yanını anlattı  (15.11.2009)
 Cerrahi mi respiratörlü maske mi?  (15.11.2009)
 Burcunuzun meleğini biliyor musunuz?  (15.11.2009)
 50"inci yılını kutladı!  (15.11.2009)
 Gol atamayan atamayan golcüler  (15.11.2009)
 Şimdiki aklım olsa o kadar atlayıp zıplamazdım  (09.11.2009)
   (09.11.2009)
 Muhafakazâr bir evde dinini öğrenerek büyüdü  (09.11.2009)
 Osmanlı’da Kuran’dan fal bakma da vardı  (08.11.2009)
 “Padişah’tan Atatürk’e”  (08.11.2009)
 Kraliçe’nin ajandası 100 yılı devirdi  (08.11.2009)
 İçindeki GENÇLER aşkı bambaşka!  (07.11.2009)
 3G teknolojisi geldi  (07.11.2009)
 TÜYAP’ın en sağlıklı kitapları onlarda!  (01.11.2009)
 Pembe Köşk, yılda iki kez ziyarete açılıyor  (01.11.2009)
 Türkiye tanıtım elçisi oldu  (01.11.2009)
 Türk kadını silikonlarını göstermeye bayılıyor  (01.11.2009)
 Türk kadını silikonlarını göstermeye bayılıyor  (01.11.2009)
 ‘Suluboya’ tadında ilk Türk filmi  (01.11.2009)
 İclal Aydın’la Haftada Bir  (01.11.2009)
 Din dilinde reform gerekli  (25.10.2009)
 Krizden bunalan yöneticiler meditasyonla yenileniyor!  (25.10.2009)
 Işıltılı dünyanın renkli skandalları  (25.10.2009)
 Harem-selamlık süren yaşamlar homoseksüellik oranını artırıyor  (25.10.2009)

 


 

Gazetevatan.com Portalları bizeulasin@gazetevatan.com | Vatan Fax: 0212 354 26 56
-Ünlü Ansiklopedisi
-Top 100
-Foto Galeri
-Video
-Hava Durumu
-Yol Durumu
-Mailbox
-Otostop
-Sinema
-Astroloji
-Oyun Parkı
-Bulmaca
-EmlakVatan
-Vatan Enuygun
-Vatan Eğitim
-Tekno Park
-Net Tribün
-Vatan İddaa
-Şöhret Avcısı
-Oto Avcısı
-Neydim Ne Oldum
-Tipin miyim?
-Şirin miyim?
-Yarışsana
-Blog
-Son Dakika
-Gündem
-Siyaset
-Dünya
-Ekonomi
-Yaşam
-Spor
-Magazin
-Medya
-Yazarlar
-Foto Belgesel
-Garip ama gerçek
-Sağlık
-Teknoloji
-Konut&Emlak
-Otomobil
-Karikatür
-Finans
-Bugünkü Vatan
-Tüm manşetler
-Yazarlar
-Şehir Rehberi
-Bizim Kahve
-Pazar Vatan
-Vatan Kitap
-Promosyon
-Künye
-Fortune
-Madame Figaro
-inStyle
-Boxer
-inStyle Home