“Madonna’nın da benim gibi başkaldıran asi bir ruhu var, onu giydirmek isterdim”
Ayşe Brav
Nur Yerlitaş, gerçekten bir kraliçe. Haute couture’ün kraliçesi... Bazı insanları tanımadan anlatmamız mümkün olmaz. Nev-i şahsına münhasır derler ya, işte öyle biri Nur Yerlitaş... Komik, aklına geleni söylemekten çekinmeyen, sıra dışı, hafif çatlak, muhteşem bir auraya sahip... Bu aurası nedeniyle herhalde bütün müşterileri onunla dost olmak, o şahane sofrasında bulunmak istiyorlar. Ben gerçekten kendisiyle röportaj yapabilmek için çok çabaladım. Bir kere bana randevu verdi. Bir gün önce “Ay kusura bakma şekerim, panik atağım tuttu yapamam” diye erteledi. Ben sigorta satıcısı azmiyle, ertesi hafta bir daha aradım. “Tamam” dedi ve 2 gün sonrası için öğlen 1’de sözleştik. Karşısına oturduğumda o hiç umursamaz hâliyle “Valla hayatım, yine iptal edecektim ama düşündüm düşündüm bir türlü yalan bulamadım” dedi. Gülmekten kırıldık tabii... Sonra röportaja başlamadan önce, biraz sohbet ettik. Bize de alelacele o müthiş yemeklerinden ikram etti. O dakikadan itibaren onu neyin özel yaptığını anladım. Müthiş bir özgüven, o umursamaz hâl, bütün bunların arkasındaki kırılgan sıcacık yürek... Hepsi harmanlanmış ve bu özgün kişilik ortaya çıkmış. İnanın gerçekten ben sohbeti bitirmek istemedim, hatta röportaj bittikten sonra orada biraz daha kalıp zeytinyağlı kerevizleri, dolmaları yedim. Beni Nur Yerlitaş’ın yanından neredeyse jiletle sökeceklerdi.
Ajda Pekkan çok iyi bir askı, stil sahibi ve çok özel bir kadın
* Ya Ajda Pekkan?
Ajda çok iyi bir askı... Çatısı çok iyi, çok düzgün fiziğinin yanında müthiş bir kadın. Bütün starların hatta insanların ondan örnek alması gerekir. Kendine yakışanı çok iyi biliyor. Onun kıyafeti, yaşamı, hayata bakışı bir bütünü oluşturuyor. Bu da onu stil sahibi ve özel yapıyor.
* Peki, onu bu yaz mayo giymeye nasıl ikna ettiniz?
Giydiği mayo buz pateni giysisi gibiydi. İyi ki de yapmışız. Hem çok konuşuldu hem de ona çok yakıştı. Herkes merak etti “Acaba ayağından çorap var mıydı, yok muydu?” diye. Yoktu hayatım yoktu. Kadının bacakları taş gibi! Çoraba ne hacet...
Evde oturan birçok kadın estetik yaptırıyor ama hiçbirinin vücudu Ajda gibi değil
* Sizce Ajda’ya en çok yakışan renkler hangisi?
Pastel renkler yakışıyor. Uçuşan kumaşlar, flu tonlar onda gayet iyi duruyor. Zaten o, neyin yakıştığını, ne istediğini o kadar iyi biliyor ki onunla çalışmak büyük bir keyif.
* Ajda’yı bu kadar özel yapan, hatta bu kadar güzel ve stil sahibi yapan şey ne?
Vallahi ben kendisine çok hayranım. Bir yıl içinde kendisinin çok yakından izledim; nasıl uyanıyor, ne yapıyor, ne yiyor, ne izliyor... Ve karar verdim ki gerçekten örnek alınması gereken bir şahsiyet. Her şeyden önce inanılmaz disiplinli. Vücuduna çok emek veriyor. Yok efendim, estetikmiş... Eee evde oturan birçok kadın da estetik yaptırıyor, niye hiçbirisinin vücudu Ajda gibi değil? Bir kere gayet Avrupai bir kemik yapısı var. Bacakları uzun, sonra her gün spor yapıyor. Yediğine içtiğine dikkat ediyor. Tarzına gelince çok iyi gözlemci, zevk sahibi ve bana geldiğinde “Yok provam var, yok uçağım kaçıyor” diye işi aceleye getirmiyor. Gerçekten Nur Yerlitaş’a zaman ayırıyor. Bu hem bir disiplin hem de saygıdır.
Ben büyülü bir kadınım auram herkesi etkiliyor
* Ünlülerle aranızda sadece modacı ilişkisi yok, aynı zamanda onlarla dostsunuz. Bunu nasıl yapıyorsunuz?
Şekerim arkadaş oluyorum, çünkü ben büyülü bir kadınım. Auram herkesi etkiliyor... Bak sen bile 10 dakikada arkadaş oluverdin benle...
* Giydirmek isteyip de, giydiremediğinizi kimse oldu mu?
Olmadı canım, aşağı yukarı bütün ünlüleri giydirdim zaten, ama dünyada dersen Madonna’yı giydirmek isterdim. Onun da benim gibi başkaldıran, asi bir ruhu var ya tapıyorum ona.
* Peki hiç giydirdiğinize pişman olduğunuz kimse oldu mu?
Tabii ki var, bir kişi, ama şimdi ismini söyleyip ona cevap hakkı doğurtmak, prim yaptırmak istemiyorum. Evet, bu şahsiyet sahneden biri...
Yıldırım Mayruk modanın “son imparatoru” tarzı, zekası ve kişiliği bence rakipsiz
* Tasarımlarınızı nasıl hazırlıyorsunuz? Bu kadar ihtişamlı olmalarının sebebi ne?
Bir kere herkesin kendi vücudunu tanıması lazım. Ben herkese açması gereken yerlerini de kapaması gereken yerlerini de açıkça söylüyorum. Aksesuarların ve kumaşların çoğunu yurt dışından alıyorum. Bir tasarımın hazırlanması 2 hafta da sürebiliyor iki ay da... Bu elbisenin tarzıyla aynı zamanda benim ruh halimle de alakalı. İhtişamlı şeyler yapıyorum çünkü ihtişamlı bir kadınım ve ihtişamı seviyorum.
* Türkiye’de en beğendiğinizi modacı kim?
Benim dost olduğum, çok sevdiğim büyük usta Yıldırım Mayruk’tur. O benim abim, çok yakınım, gerçekten takdir ettiğim bir şahsiyet. Ben ona “Son imparator” diyorum. Tarzı, kişiliği, beyefendiliği bence rakipsiz. Onunla sohbet etmek, 60’lı, 70’li yılları ondan dinlemek beni mutlu ediyor. Ayrıca Barbaros Şansal da çatlaklığı, zekâsı, renkli kişiliğiyle Yıldırım Mayruk Modaevi’ne büyük bir katkı sağlıyor. Gerçekten onun atölyesine moda laboratuvarı demek gerekir. Birçok kişiye örnek teşkil etmiştir.
Bizim kadınların yabancı merakı Türk modasını öldürüyor
* Fashionable İstanbul’u nasıl buldunuz?
Vallahi bulmadım canım yani hiç ilgi alanıma girmiyor. Ama bu konuda sana bir şey söylemek istiyorum. Türkiye’de haute couture’ü ve modayı yaşatmak lazım. Gerçekten çok değerli haute couture ustaları ve yeni yeni parlayan birçok tasarımcı var. Ama bizim kadınların yabancı marka merakı bu işi öldürüyor. Ben bunu “Türk, Türk’ü sevmiyor” diyorum. Yabancı modacılara niye bu kadar para harcanıyor hakikaten bir anlam veremiyorum.
Türk kadını Washington portakalı gibi silikonlarını göstermeye bayılıyor
* Türkiye’deki kadınlar niye kötü giyiniyor daha doğrusu niye stil sahibi kadın yok?
Ben eskiden kiliselerin önüne gider, oradan çıkan döpiyesli, şapkalı kadınları hayranlıkla izler, “Biz niye böyle değiliz” derdim. Stil sahibi olmak bir birikim, hayat görüşü, bir duruş gerektiriyor. Türk kadını modayı takip ediyor ama çok az insan stil sahibi. Herkes Washington portakalı gibi silikonlu göğüslerini göstermeye bayılıyor. Ne yakışır, ne yakışmaz kimsenin umurunda değil... Yeter ki arkasında kocaman bir marka yazsın.
* Bir ara jüri üyeliği yaptınız, sonra neden vazgeçtiniz?
İlk ve sondu. Çok eğlendim. Sadece dudaklarımı kımıldatarak hak etmediğim, yorulmadığım bir parayı kazandım. Zaten bereketini de görmedim. Medya maymunu olduğumla kaldım.
İkoncanlar hakkında çok şey düşünüyorum söylesem baltayla kovalarlar
* Evinizde de kıyafetlerinizdeki gibi ihtişamlı şeyler mi bulunduruyorsunuz? Yani orda da şaşaayı seviyor musunuz?
Benim evimin dekoru hiç bitmez. Durmadan yeni bir şeyler koymak isterim. Hep renklerle flört eder, durmadan evin rengini değiştiririm.
Tabii ki kıyafetlerdeki gibi evde de bir ışıltı, bir şaşaa olsun isterim.
* İkoncanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
İkoncanlar hakkında çok şey düşünüyorum, söylesem beni baltayla kovalarlar herhalde... Ama ben onların bu giyim tarzını görünce içimde hep “Bu kadınlar nasıl evlerde yaşarlar, nasıl tabak çatallarla yemek yerler, nasıl yataklarda uyurlar” diye bir merak uyanıyor.
Midem çöp tenekesi değil, gurme restoranlara gitmekten hoşlanıyorum
* Son zamanlarda neler yapıyorsunuz?
Sabah uyanıyorum. Bu aralar Dalida’ya takığım. Onun şarkısı eşliğinde iki Türk kahvesi içiyorum. Derken yoğun bir telefon trafiği, sonra da akşama kadar atölyede kalıyorum. Ve akşamları da mutlaka film seyrediyorum. Bu ara filmkolik oldum. Özellikle Almadovar’a taktım. Durmadan onun filmlerinin seyrediyorum.
* Biliyorum sizin için yemek bir ritüel. Yemeklerinizle, damak zevkinizle meşhursunuz aynı zamanda değil mi?
Midem çöp tenekesi değil, lezzetli yemekler yemekten, gurme restoranlara gitmekten hoşlanıyorum. Mesela peynirim başka şarküteriden pastırmam başka şarküteridendir. Bir de soframda insanları ağırlamaktan son derece keyif alıyorum. |